Çarşamba, Aralık 21

# Atay

"Masalın nerede bittiğini, hayatın nerede başladığını farkedemiyorum. Bazen suratıma garip bakıyorlar; o zaman uyanır gibi oluyorum."

Pazar, Aralık 11

Cihangir de tesadüfleri sever

sabah uyanılır üstüne ilk bulduğun şey üzerine geçirilip ( ne giyersen giy acayip kaçmaz ne de olsa burası Cihangir; City of wierdos :) ) huzur arayan bünye sokağa atılır.askeri nizam sabahın kör şafağında değil diğerlerinin öğlen dediği saatte başlar akşamdan kalma hayat..huzursuzluk da vermez bu akşamdan kalmalık kimseye, normali budur çünkü uyanınca gözünde biriken çapak gibidir..hatta güzeldir yaşam belirtisidir..

bunca kalabalığın barındığı sokaklarda hep bir asil ıssızlık vardır..böyle insanı korkutan cinsten değil ama içinde hayat belirtisi olan bir dinginlik...hadi gel serin ama insanı ayık tutan bir kış sabahı diyelim bu ıssızlığa..sokakların makyajı gece uykusundan uyanınca bile üzerinde ve taze sanki.

bir insan evladı varlığı ile rahatsız etmez seni..girdiğin her dükkanda sana yer vardır.. böyle istanbul'da hangi kapıyı açsan dışarı taşan kalabalık, mıç mıç parfüm kokularıyla kişiliklerin bir birine karıştığı kalabalık yoktur. ne o kalabalık fazla gelir sana ne de sen onlara..Ortaköy, Bebek, Etiler üçlüsünün statndart hali de yoktur. birbirinin aynısı hatun ve er kişileri aynı muhabbetleri yapmazlar yan yana masalarda..ev sahiplerinin korkulu rüyası pasaklı sanatçılar da benim gibi çulsuz öğrenciler de bir çatı bulabilir kendine mesela..

her sokakta keşfedilecek yeni bir dükkan, cafe, hayal evi bulabilirsin..mini mini dört duvarlarda insanlar ne hayaller yaşatıyor oturur gülümsersin sadece.. mesela bugün çattım birisine ; kafasına estiği iki çeşit kek biraz da börek yapmış iki de masa atmış pencere önüne kendi işi ile uğraşıyor. gelen olursa umduğunu değil bulduğunu bayıla bayıla yiyor, muhabbet sohbette şirketten..insanların birbirine edicek iki kelam lafı var korkmadan çekinmeden ve kimin elini sıksam karşıma çıkan zamansızlıktan, içinde yaşamaya yer olmayan acele olmadan..yukarıda ki cihangiri zaman konusunda oldukça kayırmış belli ki..

sonra kendini bulayım derken yolunu kaybettiğin sokaklar tabi bir de işini bilen ayaklar seni manzara çaycısına getirir..consept cafelerin dibisinde masa tabure ve bir de manzara..soğuktan için titrese bile manzaraya değer..açar kitabını okursun kimsenin gürültüsü olmadan , necmi abi çay getirir devamlı sonra işini bilen başka ayakların getirdiği arkadaşlarla karşılaşırsın, sözleşmeleri sevmem oldum olası ama böyle karşılaşmaların tadına doyulmaz, bir nevi doğal selection :)  keyiflerin kesişmesi diyelim..hatta o keyifler ki uğruna hayatta sevgili çıkarttıran..öyle bir paylaşılmaz huzur hali..

yine aynı sokakları tavaf ede ede evin yolunu tutarsın depoladığın huzurla..yine görünmez pelerinlerinin altında insanlar markete girer gelecek haftaya hazırlık yaparsın..  bir kestane şekeri görürsün ne alaka! ağlamak gelir susarsın..

Cuma, Aralık 9

"




Aslında o, önceleri ihtimal ile muhtemelin çelişkisinde kalmış birisiydi. Gitme ihtimalinin artık muhtemele dönüşmesinden bahsetti. Anlatsana diyordu; birinden gitmek ve o birinden vazgeçmek ne kadar zor?



Zor olan gitmekle, kalmak arasındaki kararsızlık. Gitmeyi seçtiğinde ise, tavrındır zor olan. Öyle anlar var ki, acıtıldığın kadar acıtmadan kalkıp gitmeyi içine sindiremezsin. Kapıyı suratına çarpabilirsin. Bu hareketinden etkilenir ve arkandan seslenir, anlatmak ister. Konuşmakla, susmak arasında gidip gelen kararsızlığında susmayı seçersin. Belki de korkarsın olmayacak, yanlış şeyler söylemekten. Dilinin ucuna gelenleri geriye göndermek ister gibi sıkıntıyla yutkunursun. Koyu bir suskunluktur o. Anlatacaklarını yalnızca sesinden beklediğini fark ettiğin biri olduğunu bilirsin. Her zaman öyle olmuştur, hissetmek değil duymak istemiştir.



Her vazgeçiş insanı kendi hayatından, daha doğrusu alışılmış işleyişinden koparır. Belki yanılırsın, alışkanlıklarını, eskiyi, kapı zilini özlersin. Belki de kıskaçtan kurtulmanın sevincini yaşarsın. Bir kapı zilinin insan mutluluğuyla ilgisi olabiceğini fark edeceğin yeni gelişler yaşarsın. Sonrası başka anlar, başka hatıralar demek. Ve bunlar sadece başlangıç. Arkasından o kadar çok şey gelir ki her biri, bir öncekini perdeler.



Her zaman öyledir. Bazı kapıları, bazılarının suratına çarpmayı, bazı kapıları ise aralamayı, aralık duranları da ardına kadar açmayı öğrenirsin.



Yeter ki bu adımı attığında gecikmişliğini hissetme.





Perşembe, Kasım 24

ebe-sobe

yine bir salı günü,yine yorgun ve hatta yine argın..yine bir iş çıkışı - derse yetişme koşusunda, yine servis konforundan vazgeçip Üsküdara attım kendimi... onca 'yine' yi arka arkaya sıralarken fark eyledim ki yine kaybettim zaman algımı...ne o yerinde duruyor ne ben...nicedir buluşamıyoruz diye sonunda bir oyuna başladık kendisiyle..oyun o ya zaman ben bir yerden ikinci kez geçene kadar hayatımda değişenlermiş.. ben de şehirde bir yere ebe köşesi koyuyorum ve bir sonra o noktadan geçişimde sobe yapıp yakalıyorum zamanı...saçma mı? o zaman sen hiç kapı pervazına boyunu işaretlemedin demek, bilmem ne kadar zaman sonra tekrar bakıp da sevinmedin farkında olmadın ne kadar boy attığına..o misal benim de ebe köşemi sobeleyişim; neler değişmiş, kimler gelmiş, kimler gitmiş kimlerse hiç gelmemiş başım göğe ermiş mi  diye bakkal hesabımı yapışım...

hesap hitap bana kalsın, bir sonraki sobeyi düşünerekten bindim Kabataş vapura..hanım kızlar içeri otursun ben soğuk falan dinlemez çıkarım üst kata.. hatta şanslıysam kimsecikler de çıkmaz yanıma, bir ben bir de aşık olduğum şehir kalırız diz dize...


zamanı alt etmişliğin yalan eminliği ile takarım kulaklığımı..çalan şarkı pek mi tanıdık ne?  Model - Pembe Mezarlık. Daha bir kaç ay önce deli gibi dinliyordum şimdi gitmiş olan kişiyle ama şimdi bakınca sanki yüzyıl geçmiş hatta hiç o şarkı dinlenmemiş gibi..sen de amma oyunbozan çıktın be zaman.küs! 



Salı, Kasım 22

Huzur: Uzanıp içeri sızan güneş ışığında uçuşan tozları izlemek..net!

kaçışların en güzelidir uyku...artık taşıyamadığın ve yastığa gömdüğün başının ağırlığını hissetmez acıyan yerlerini yumuşak yatağa sararsın. çocukluktan kalma bir alışkanlık olsa gerek.. o zamanlar karanlıktan korktuğumdan şimdi ise korkularımdan ve karanlığımdan kaçtığımda başıma çekerim yorganımı..çocuk aklı ya görmezsem ya da sımsıkı kaparsam gözlerimi yok olacak karabasan, hatta zaman duracak ve gözleri açık gördüklerim "oh kabusmuş"olacak...ve dalarsın uykuya..saatlerce kaçabilirsin durdurak bilmeden, kaçarsın alabildiğine kaçarsın,sınır yok engel yok.. sahip olduğum en büyük huzur olabilir uykuya kaçabilme özgürlüğüm..kaçıyorum ben de..

Meydanların, parkların , evlerin , yatakların hatta babanın elinin bile daha büyük, zamanın daha geniş olduğu zamanlarda oynadığım bir oyundu bu; pencereden giren tozun gün ışığı ile dansını izler hayal kurardım... Neler yapılmaz ki o toz ile; Beyaz atlı prens'ten tut en çok istediğin ayakkabıya, elbiseye ya da o zamanlar hayran olduğun ablalar kadar güzel yaparsın kendini..

şimdi gün ışığı vurunca odaya, daha gündelik yaptırımlar farkındalığımı ve sorumluluk bilincşmi zaptetmeden yani, gün ışında hipnotik hareketler ile uçuşan o tozlara bakıp kendimi arıyorum. ne istediğimi, hayallerimi, tutkularımı... bir yerde koptu hayatımın filmi ama nerde? birden ego larımın yönettiği gibi yaşar buldum kendimi..Sen hiç bir sabah uyanıp aslında hayatta en sevmediğin bölümü okuduğun, en olamadığın insan olmaya çalıştığın, en başarısız olduğun işi yapıyor buldun mu kendini? Neden? sadece tatmin! yarış, kendinle yarış! ego kovalamaca..hani sevgi? kendine hayata? yaşamına..yarattıklarına? yok...

bugünlerde izlediğim tüm filmleri radikal kararlar alıp hayallerini yaşamaya başlayan ve çok da mutlu olan insanları konu alıyor.. bak sen şu tesadüfe..bu toz lar kadar pembe..safım ama ben; inanırım anlatılan her masala, verilen her söze..akıllanmam hatta..izletmemek lazım bana bu filmleri, hatta yalan dolu masal da anlatmamak lazım..

ha bu arada Kasımda aşk başkadır da yalan..salla gitsin.

Salı, Kasım 8

hala

keşke geçmişe dair
hala ise hem geçmişe, bu ana ve hatta geleceğe dair bir çaresizlikmiş çocuk..
ben keşkelerim yok diye sevinirken
her gece başımı yastığa "hala"m ile koyar buldum..
masallar anlatıyor kalbimin sesi, ninni gibi avutur gibi..
hangi masal gerçek olmuş ki kalbimin artık masal sandığı gerçek olsun..

Pazartesi, Ekim 10

bulbenistanbul

"bu ham dünyada zoraki bir söz gibi sevgim

sevsem sana yazık, sevmesem incinirsin"
demişken Metin Altıok
ne hissettiyse ve nerede bıraktıysa kalan parçasını
işte orada kaldım ben de
dünya daha da ham şimdi
ve sevmek daha da zor


Hiç bir yanar dağ gibi hissettiğin oldu mu kendini..içindeki  o kor, öze, ateşe, adını her ne koyduysan artık..yaklaşamadığın ama sadece ondan arta kalan püskürüklerden yükselen bir hayat yaşadığın..her katmanda farklı bir hayat, farklı bir sen ama hiç biri aslında sen...her ne yaşıyor olursan ol, bir an yüzüne gün ışığı geldiğinde hissettiğin saf sevincin, gözlerini kapatıp  yüzünü daha da güneşe verişindeki o huzurlu güvenin bile  sadece saflıklarının ortak olmasından yüz bularak seni o kora götürdüğü ve sonra da tüm anlarının anılarının eksik kaldığını farkettiğin oldu mu? şimdi durup baktımda varlığının açtığı yaşam kesiklerimde yokluğunu hissediyorum.
yarım yaşıyorum. ama bilirsin sen, aptalımdır.. hala umut ediyorum.