Cuma, Mayıs 20

tasmasız çıkmam abi..


nedir ilişki? tanımı, sınırları, kuralları..? ya ilişki insanı olmak? böyle bir cumhuruiyet var da ben mi bilmiyorum, dili, dini, anayasası, bayrağı olan..

 kalıplardan bunca sıkılmışken neden hala kendimizi bir kalıba koymaya meylimiz? o genel geçer kalıba uymayınca huysuzlanışımız..kötü müdür sadece mutlu olduğu için iki insanın yan yana uyuması.. sorgusuz sualsiz ve hatta tasmasız? her boku garantiye almaya çalışmıyor muyuz? muhabbeti kadar teni de birbirini çekince iki insanın, rengi değişiveriyor her şeyin, paronoyaklaşıyoruz... ilişki garantörlüğünde bir anlaşma imzalama gereği; saygı duymak,değer vermek hiçbir şey ifade etmiyormuşcasına gırtlağına sarılıyoruz birbirimizin. bak şimdi sen bana söz verdin, gidip başkası ile muhabbet etmekten benimle olduğu kadar keyif almayacaksın, toplum içinde elimi tutacaksın ki senin benim olduğunu bilsinler..sonra hep beni düşüneceksin..hep ben hep ben hep ben.. neden korkuyoruz ki bu kadar? aldatılmak olsa gerek ilk akla gelen? biing in e rıleyşınşip hali mi koruyacak seni aldatılmaktan?

evlenmek bile çok aşağılatıcı değil mi? midem bulanıyor, hayatını paylaşmaya değer gördüğün insana güvenmiyorsun, o zaman neden o? kalbine güvenmiyorsan bir insanın mürekkep lekesine mi güveneceksin?

yaşama şans vermeli belki de, her şey aşk kırmızısı olacak diye kasmadan gel lacivert bir oyun oynayalım seninle, ikimizin arasında...

fazla söze ne hacet? kalp çekmeli insanı, sözlere bağlanmamalı yaşamlar? mutlu olduğunca birlikte olmalısın zaten sonrası hep yol ayrımı

PS: istediğinde gidersin, istediğimde giderim ama gel şimdi biraz yürüyelim sahilde, anlatacaklarım var sana..sonra oturup bira içelim sarhoş olalım..hatta puzzle yapmayı sever misin?

az

Az…Küçük bir kelime, büyük bir hikaye

Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki yazılardan ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az...
Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z.
Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var.
O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında.
Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar.
Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler.
Senin ve benim gibi...



Çarşamba, Mayıs 18

aslında sen,

her ne yaparsan yap, ne kadar uğraşırsan uğraş sen, başını yastığa koyup da gözlerini kapadığında beyninde dönen seslersin aslında..
hatta, dilimi eşek arısı soksun ama hala, kapadığın gözlerinde beliren kişiylesin.
geçmiş ola.

Perşembe, Nisan 28

o kadar güçlü ki nefret denilen şey
hiç bir "zaman" yetmiyor  hafifletmeye


o kadar güçlü ki nefretiM denilen şey
kelimelerimin bile canını alıyor
dökülmüyor

en iyisi az bilmek be arkadaş..
hatta görmemek, bilmemek
hatta zamanı geri alabilmek,
ama ne yaparsın,
"Ne kadar tıkasan kulaklarını,
Duymamaya çalışsan
Göğsünde bir titreşimdir konuşmaları."

Pazartesi, Nisan 25

rüya'm

şimdi sen uyuyorsun, bense saatlerdir yastıktaki sen'imi izliyorum.. saçlarında parmaklarımla gezindiğim, senin gizlediğin ama benim hep bildiğim sen'im.. usulca siliyorum savaş boyalarını yüzünden, maskeni çıkarıyorum daha bir hafifliyorsun yastığının mavisinde..tenine misafir uykunun kokusunu seviyorum oracıkta. yanağına dokunuyorum, ben'imi hissedersin belki diye ama sen uyanıyorsun ve ben uyanıyorum.



Çarşamba, Nisan 20

sarı ışık

yağmurlu bir sabaha uyanmak,
sıcak yatağından serin odaya geçerken sabahı hissetmek
ve şımarık kediler gibi pufidik ceketine sarınmak..
sonra koltuğa oturup kocaman pencereden şehri izlemek..sonra sessizlik
yağmurla birlikte hızlanan düşünceler, 
yağmur cama vurdukça sesleri duyulabilen düşünceler..
kapanan gözler..
daha çok gömüldüğüm koltuğum ve kucakladığım kollarım..sonra derinleşen
öyle bir yayılıyor ki ana, sanki zamanın ta kendisi 
sen hiç olmamışsın ya da ben şu an, hayat şu an var olmuş gibi

sonra geceden açık unutulmuş masa lambası
yağmurlu sabahın tek rengi sanki
gece ile gündüzü bağlayan
gerçek ile hayali
beni sana bağlayan
hep o sarı ışık.

Salı, Nisan 12

an; eşlenik

- neredesin? dedi.

gerçekten nerede olduğumu mu merak etti, yoksa orada olduğunu mu belirtmek istedi anlamadım.
birincisi de ikincisi de bencileyin önemsiz, hatta aynı, orada değilsem.
birincisi de ikincisi de sencileyin önemli, çok farklı, burada değilsen.
merak işte.
sonra..çok az zaman sonra kendi kendime sordum:
-neredeyim ben?
bu soruyu bir yerde olmak istediğim/dilediğim  için mi yoksa gerçekten merak ettiğim için mi sorduğuma karar veremedim
birincisi, bencileyin de sencileyin de önemsiz; soruyu kendi kendime sorduğum için.
ikincisi   -de-   bencileyin ve sencileyin önemsiz; soruyu kendi kendime sordurttuğun için.
en basiti böyle.